• Aleyna İpçi

EKOLOJİK AYAK İZİ

Karbon ayak izini ve su ayak izini hepimiz duymuşuzdur fakat ekolojik ayak izi bize biraz yabancı bir kavram. Bugün de bunun hakkında konuşalım..



Ekolojik Ayak İzi Nedir?

Ekolojik ayak izi, üretim ve tüketim faaliyetlerinden dolayı belirli bir nüfusun doğa üzerindeki yükünü hesaplamak ve kaç ekosistemin iade edilmesi gerektiğini belirlemek için kullanılan bir yöntemdir. 1990'ların başlarında sürdürülebilirlik savunucusu Mathis Wackernagel ve ekolojist William Rees tarafından tanımlanan ekolojik ayak izi, ekolojik sürdürülebilirliği ölçmek için doğal bir kaynak hesaplama aracıdır. Bu hesaplamalar, bireyler, topluluklar veya belirli insan faaliyetleri tarafından tüketilen doğal kaynakları mevcut teknolojiler ve kaynaklar aracılığıyla çoğaltmak ve mümkün olduğunca fazla atığı etkisiz hale getirmek ve ortadan kaldırmak için gereken biyolojik kapasiteyi ölçer. Biyolojik kapasite küresel hektar (gha) cinsinden ölçülür.


Biyolojik Kapasite

Biyolojik kapasite veya biyolojik kapasite, biyolojik olarak verimli toprak ve sular olarak ifade edilebilir. Bir coğrafi bölgenin tüketim için doğal kaynak üretme kabiliyetinin bir göstergesidir. Bu coğrafi alandaki tarım arazisi, ormanlık alan, mera ve balıkçılık alanları ve tüm bu alanların verimliliği doğal kaynak üretim kapasitesinin göstergeleridir. Ekolojik kapasite gibi, biyolojik kapasite birimi de küresel hektardır.


Ekolojik Ayak İzi ve Biyolojik Kapasite Bağlantısı

İnsan faaliyetlerinin doğaya verdiği zararı en aza indirmenin ve muhtemelen ortadan kaldırmanın karşı etkisi, doğal kaynakları yeniden üretme yeteneğidir. Bu amaçla, ekolojik ayak izini (kullanılan kaynaklar) biyolojik kapasite (mevcut kaynaklar) ile karşılaştırmak gerekir. Bu nedenle insanların doğal yıkım bilincini uyandırabilir ve önleyici tedbirler alabiliriz. Mevcut araştırmalara baktığımızda, kullanılan doğal kaynakların mevcut kaynaklardan çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Doğal kaynakların yenilenebilir bir düzeye ulaşması için insanın doğaya katkısını en az 1,5 kat artırmamız gerekiyor. Küresel Ayak İzi Ağı tarafından yapılan hesaplamalar, mevcut sürdürülemez üretim ve tüketim alışkanlıklarımıza devam ettiğimiz sürece, 2050 yılına kadar dünya eşdeğeri üç doğal kaynağa ihtiyacımız olacağını gösteriyor. Üstelik bu tüketim alışkanlıkları her geçen gün artabilmektedir. Bu nedenle, daha fazla zaman kaybetmeden küresel çözümler bulmalı ve uygulamalıyız.


Bileşenleri

World Wide Fund for Nature (WWF), ekolojik ayak izini aşağıdaki bölümlere ayırır:

  • Karbon ayak izi

  • Tarım arazisi ayak izi

  • Orman ayak izi

  • Yapısal alan ayak izi

  • Balıkçılık ayak izi

  • Otlak ayak izi

Bu bileşenlere baktığımızda, karbon ayak izinin etkisinin diğer tüm bileşenlerin etkisinden daha büyük olduğunu görüyoruz. Karbon ayak izi, tüm hasarın% 60'ını oluşturur ve aynı zamanda en hızlı büyüyen unsurdur.


Karbon Ayak İzi İle Ekolojik Ayak İzi Arasındaki İlişki

1990'lı yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda ekolojik ayak izleri ortaya çıktı. Bu süreç geliştikçe ve daha özel hale geldikçe, karbon ayak izleri, 2000'li yılların ortalarında bir şehrin mevcut enerji planının geliştirilmesi gibi çeşitli çalışmalarla öne çıkıyor. Bu nedenle karbon ayak izi, ekolojik ayak izinin özel bir bileşenidir. Ekolojik ayak izi ile karşılaştırıldığında, bu daha odaklı bir çalışmadır çünkü yalnızca küresel ısınmanın nedenlerinden biri olan gaz emisyonlarına odaklanmaktadır. İnsan faaliyetleri veya kurumları tarafından salınan karbon miktarını absorbe edecek yeterli biyolojik kapasite yoksa, yani kontrol edilemiyorsa, bu salınım atmosferde birikecektir. Bu, biyolojik üretkenliği bir ölçüde azaltır. Dolayısıyla ekolojik ayak izi kapsamında karbon ayak izi yorumlanırken, her bir ton CO2 emisyonu, bu karbondioksit emisyonlarını sınırlamak için gerekli olan verimli arazi alanı olarak ifade edilmektedir. Bu bize fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan emisyonları dengelemek için ne kadar biyolojik kapasite gerektiğini söylüyor. Yeryüzünde yaşayan insanlar her yıl ortalama 7 ton karbondioksit üretir. Bu miktarlar üretim ve tüketim faaliyetlerine göre ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre Çin 9040,74 tonla Türkiye ve 18'inci sırada 317,22 ton ile birinci sırada yer aldı. Ülkeler bundan 30 yıl sonra bu oranda karbon üretmeye devam ederse, o zaman doğal kaynakların herkesin ihtiyaçlarını karşılayabileceği en az iki dünya daha var demektir. Bu ölçümler, bize iklim değişikliği sorununu kapsamlı bir şekilde çözme fırsatı sunuyor. Çünkü iklim değişikliği, ortaya çıkan karbon emisyonlarını ve doğadan başka şekillerde tükettiğimiz doğal kaynakları karşılayabilecek biyolojik kapasite eksikliğinin bir sonucudur. İklim değişikliği, yeşil alanların tükenmesi, aşırı otlatma, kontrolsüz avlanma ve gıda güvensizliği, büyük bir insan faaliyetinin parçasıdır. Diğer bir deyişle, iklim değişikliğine neden olmamızın nedeni, tüketimimizin üretim ve uygulamamızı çok aşması ve kontrol altına alınmamasıdır. Ekolojik ayak izini azaltmak, biyolojik kapasiteyi artırmak ve karbon ayak izine karşı sürdürülebilir bir gelecek koşusu için almamız gereken temel önlemler. Ancak 1961'den beri insan olarak önlem almadık, önlemleri azaltmadık, karbon ayak izimizi 11 kat artırdık.


Bunu Nasıl Başarabiliriz?

Bu sorunun temel cevabı fosil yakıtların enerji üretimindeki payını azaltmak ve yenilenebilir enerjiye geçmektir.

7 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yakın Zamanda Eklenen Diğer Yazılar

İlgili Anahtar Kelimler

Kategoriler

#Dönüştürbeni

#Zerowaste

#Trashtag

#Sıfıratık

TohumX Blog

Hakkımızda

Yardım

Youtube